21/4/2009 ·






KAYIP YÜREK (sevda)
--------------------------------------------------------------------------------


29 temmuz 2009 saat: 20:10

Aşk kusursuz olabılmektır…sevgı oyle buyuk bır gızdırkı yasandıkca guzellesır herkes askı yasayamaz…sende onlardansın ıste…yasayamadın benı  bıtırdın…hata ustune hata yalan ustune yalan…benı bıtırdın acı ustune acı bunlar bıle benı sınırden bıtmeme yeter cunku ben bu kadar kusursuzken sen bana bunları yasattın demekkı..bıraz kusurum olsa senı ıhmal etsem..senı uzsem nelere yasatacaksın bana aklımın ucundan bıle gecmıyor…

 










KAYIP SEVDA Sevdan müebbeti oldu ya yüreğimin...Firar etmek ise senin işin ...Hem yakışmazdı bu sevdaya firar,benim sevdam hiç nankör olmadı...Dönüp bakıyorum da senli yıllarıma,geride kalanlar hep mazi olmuş,kimi yok olmuş kimisi de unutulmuş...Aklımda kalan tek bir şey,belkide tek hatıra,senli yıllardan kalma...yüreğim yaz günü sıcaklığında,sıcacıkmış,korkusuzmuş...Şimdi bakıyorum da ,kış olmuş,buz kesmiş ve donmuş... Bulanık bir hayatın ardında, kalan sen oldun,ellerimden kayan,gözlerimden düşen yine sen...Ama ben sevdamı hiç kirletmedim,bulandırmadım,bunalmadım,usanmadan büyüttüm durdum...Sevdan içimde bir çocuk gibiydi sanki...Onu zamansız yetim,zamansız öksüz bırakmadım... Kaderin beni senden sakladığı gibi,bende gözyaşları mı hep ondan sakladım... Bu nasıl bir gelişti ki, hep gidişlere gebe...Beklemeler, hüküm giymiş,müebbet yemiş,atılmış zindan diye, gönül heybeme... Şimdi hangi dua getirirdi seni,hangi yetimin ,hangi öksüzün nidasını duyardı kulağın...Nerdesin, yüreğimde bir kelepçe,sevdana tutukluyum... Kapımda bir yaralı kırlangıç,yara almış.kanamış,ağlamış...Kanadından vurulmuş,uçmayı unutmuş,ve yanında yavru kırlangıç,acıkmış.susamış...Sanki o yaralı kırlangıç bana, beni hatırlattı.Bunca yara içinde yavrusunu koruyor ya kırlangıç..Bende bunca yarama rağmen ,sevdamı korudum,evet yoruldum ,kanadım ama pes etmedim,yüzüstü bırakmadım...Yara alan yüreğim,ağlayan hep sevdam oldu. Peki sen bu sevdanın neresindesin unuttun mu... Günler geçiyor, sonra aylar,ayları takip eden yıllar,vurgunluğumu hatırlatıyor bana...Yaşlanıyorum galiba,ellerim çabuk üşüyor,ve sevdamın yükü omuzlarıma çökmüş...Yüreğim iki büklüm olmuş...Ve elimde bir el,ellerini hatırlatıyor bana,Ne zaman takılsa ayağım bir taşa,tutunuyorum ona sıkıca...Çoktan düşmüşüm oysa,ve korkuyorum düşmekten hala... Ve hep zamansız mı döker yapraklarını...Kökü çürümüş ömür ağacımın,suya susamış,kırılmış dalları... Demek duyulmuş artık,yardan noksanlığım...Demek kıymeti yokmuş,yokmuş ki, aşkın can pazarında, üç kuruşluğa satılmış duygularım...Bırakın üstü kalsın,kalsın darmadağınıklığımın...Alan yok mu ,bakın çok ucuz,hatta bedava...Hadi gidin, gidin ve alın...Duygularım satılığa çıkarılmış,beleş duygu pazarında...Oysa ne kadar pahalıydı bana,bir servet harcadım da aldım.Ne zarar, ne de kar, olmadı hesabım...Belki de bu yüzden,ömrüm oldu iflasım... Susuşuma sende sus,ey hayat...Verdiğin acılar hala taptaze içimde,tarihi geçmiş mutluluklarımın,gülüşlerim hep bayat...Ey yüreğim...Susuşuma kan döktün sende yıllarca,hiç isyan etmedin ya...Yaralarını hep taze tuttu bu susuş biliyorum… Yoksa hep boş hayaller mi kurdun...Hayallerini kan götürmüş,düşlerin düş olmaktan düşmüş...Halamı susuyorsun bana...Bir baş kaldırı,bir isyan yok mu senin huyun da...Niye bekliyorsun,neyi bekliyorsun,kimi bekliyorsun...Sen sadece gün tüketiyorsun,Ömrümden çaldığın her günü,ölüme ekliyorsun...Söyle kaç günüm kaldı...Söyle kaç günümüz kaldı...Bu kaçıncı ölüm senaryosu...Bu filmde başrol yok,figüran çok...Susuyorsun,bu kaçıncı ölüm senaryosu.Ey yüreğim...Hadi bu son yazışın olsun...Susuşuma sende susma... Aklımdan çıkmayacaksın...Günde kırk kere sana,ve bin kere yokluğuna susuyorum...Ve kendimi bin parçaya bölüyorum,her zerrem yokluğundan kan kusuyor...Ve kan kaybından,kayboluyorum...Çıkmaz bir sokakta can çekişiyor,ama ölemiyorum...Bu kaçıncı mevsimi sensizliğin,Sahi hangi mevsimdi,gülüşüm de seninle beraber yitti...Şimdi son gülüşüm aklımda ,hadi sende son gülüşüme ağla...Ey yar...Şimdi aklımdasın,aklım sende.fikrim sende...Peki ben nerdeyim...Ben nerde... Ey kayıp yürek,yitirildin mi bir sevda da...Yarsızlığa mahkum okyanuslarda,hep kürek çektin yalnızlığa...Şimdi bu kaybolmuşluğunu kim bulacak...Ve kim verecek kimsesizliğime...Yoksa dönüşün muhteşem mi olacak...Yaralarına bir yara daha ekleyerek...Bak nasılda kanıyorum mu diyeceksin kaybolmuşluğuna inat...Kime kayboldun ,bulunacağını kimden umdun...Söyle seni kim bulsun...Kim kaybetti,kaybedip gitti...Sen onu bul,o seni bulsun ...Bulunmadan gelme,bulmadan gülme...Seni bana kaybettirme,onu bana terk ettirme...Yeter daha sürükleme,sürükleme... ...Yoruldum....Ve...Artık... Gitmek istiyorum...Çok kaldım ardından...Çok dayandım ,çok da yandım...Uykusuz görülen kabuslarımdan,sana doğru koşarken düştüğüm kaldırımlardan kalkarak, gitmek istiyorum...Ve ardımda yüreğimi,yüreğimin içinde ki sevdamı, bırakarak...Evet doğru duydun sevdam,doğru duydun...Vakit gitme vakti,vakit bitme vakti...Sakın bana vefadan söz etme,ben vefalıyım ...Ve hatırlatma kırk ikindi yağmurlarını...Terk ediyorum her damlasını... ve ben sustum..Bu gidiş, vazgeçiş değil...Günde bin kere haykırıyor ve beni çağırıyor, umutlarımı gömdüğüm mezarlık...Şimdi gitme vakti......Sakın ardımdan ağlama,zaten sende böyle söylüyodun ya hep...Sevdam ve yüreğim, kaldı ardımda,dayanamam onlara uzaktan bakmaya...Bak, giden ben oldum bu defa...Sevdam ne olur affet beni,sen ölme diye,yüreğime emanet ettim seni...!

KaYıP SeVDaMa…


Sadece gecenin içinden gelen, acılar arasında kaybolmuş bir aşk. Bir aşk, alıp götüren, götürdüğünde çok yakına ait çizgiler taşıyan. Ey MUTSUZLUKLAR arasında kaybolmuş aşk! Nerdesin? Göremiyorum… Neden buradasın? Bilemiyorum… Her zamanki aşklar değildir, aslında bizi yaşatan, gülün dikenleri gibi elimizi kanatan, Sevilmiş değildir, kaybolmuş aşklardan kalan.. Hayatın ta kendisidir, yaşanan… Hep arayıp da bulamadığım, sen, kaybolan aşklardan kalan, yaşanan, bir akşam kahvesi gibi sıcak, içten, yağmurlardan yorgun düşen kalbim, ve ele avuca sığmayan, sevda yüzünden ölen ben… Ben her zamanki gibi, sonumun ne olacağını bilmediğim, bir yere doğru gitmekteyim, terk etmekteyim yaşadıklarımızı… Sana sarf ettiğim sevgi sözcüklerinden arta kalan zamanımda, seni sevdiğimi söylüyorum yıldızlara. Seni sevdiğimi söylüyorum, kaybolan aşkıma… Biliyor musun? Sevmek, seni sevmek… Yaşamak, seni yaşamak kaybolan aşklarda, daha güzel, daha özel bu gece. Bu gece sana olan şiirlerimi, haykıracağım yıldızlara… Belki bir tanesi bana göz kırpacak, belki de duyan olmayacak sitemlerimi… Biliyorum… Kaybolmuş aşklardır, roman gibi okunan. AŞK kaybolan, yaşanmayan yağmurlardır… Kaybolan aşklardır, yağmurlarda sevilen… Ağladığında, hıçkırıkları duyulan, hayatın ta kendisidir yaşanan… ...



DesİgN bY aRiF...!
(21 NİSAN 2009 SaaT : 18 : 35 )









13 HaziraN 2009
saat:13:10



Beni bir dağ başında böyle yapayalnız kodular,
rüzgarlara, kuşlara, bulutlara yakın,
senin etinden, tırnağından ayrı,
senin kokundan uzak.



Şu anda hiç bir şey mümkün değil.
Şu anda her şeyden ayrı, her şeyden uzak
ve her şeyden mahrumum ben.
Şu anda sadece yalnızlık ve kahır.



Sen benim gökyüzümdün, denizim, toprağımdın,
Şimdi bir hatıra olamazsın belirsiz, uzak
Biliyorsun bazı şeyler
vardır elimizde olmayan
İşte öyle imkansız birşey seni unutmak.



Zannetme ki herşey bitti sevdiğim;
Birgün yeşerecek şu sararmış yapraklar.
Ve bundan sonra kim severse dünyada;
Seni ve beni hatırlayacaklar



İnan ki! Kırılmış bir ayna gibi
Paramparça, kırık dökük aşkımız
Çaresizliğin, ümitsizliğin türküsü
Türkülerin en içlisi, en hüzünlüsü
Büyük aşkımız



Unut benden kalan ne varsa
Unutmak tesellidir yalnızlığın
Güneşi bir kadeh şarap gibi içip
Delicesine sarhoş olmak
En güzel tarafı imkansızlığın



Hep böyle çocuksu mu bakar senin gözlerin?
Hep böyle içinde uzak bir ışık mı yanar?
Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var;
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin...



Ne olurdu saadetlerin en büyüğü
İşte ellerimde al, diyebilseydim
Anlardın ve hiç gitmezdin, değil mi
Bir gün olduğun gibi kal diyebilseydim.



Ne zaman seni düşünsem yaşamak güzel
Bir bahar bahçesi olur güz bahçeleri
En karanlıklarda bile uzanır bir el
Kendiliğinden açar sabaha perdeleri



Sen bastığın yerde çiçeklerin büyüdüğü
Her zaman en güzel, her yerde eşsiz
Sen yaprak, sen köpük, sen kuş tüyü
Sen sevgi nehirlerimin aktığı büyük deniz



Kazımak ulu ağaç gövdelerine adımızı
Yazmak her şeyi bir bir kumların üstüne
O her işkenceye mahkum olmuşluğumuz
O çok sevmek, daha çok sevmek günden güne.



Şarkısız ve sensiz kaldığım nice akşamlar
Gözlerin geçer aklımdan özlemler içinde 




Bir daha dünyaya gelsem
Yine seni severdim
Beni üzesin diye
Beni deli divane edesin diye



Seni görmediğim günler
Karanlıktayım, katran gecelerdeyim
Cehennem misali bir yerdeyim
Bir demir nasıl paslanır, bir elma nasıl çürürse
İşte öyleyim...



Gözleri namuslu namuslu parlar insanların
Gökyüzü inadına mavi
Yaşamak inadına güzel
Bu şehirde sen varsan...


13 hazıran 2009




Bir gün anlarsın hayal kurmayı;

Beklemeyi, ümit etmeyi.

Lanet edersin yaşadığına...

Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın..

Dün kopan bir yapraktı,düşen bir kuru daldı

Bugünden güzel değil bulacağın yarında

Aç ellerini bir bak yanan avuçlarında

Dün gitmiş yarın yok bize bir bugün kaldı


Bir yerlere varmadan, nasıl böyle

Hiç durmadan akıp gidiyor günler

Yaşam diye verdiğin bu mu söyle

O mu sırtıma sapladığın hançer

Sevdimse; verdiğin yürekle sevdim

Sen açtın bu ufku karşımda sonsuz

Yürüdüm bir yolun sonuna geldim

Yıkık, üzgün ve paramparça onsuz


Yokluğun sırtıma saplandı bir bıçak gibi

Akıtır taşa, toprağa kanımı

Dünya seninle aydınlık ve güzeldi

Şimdi bin güneş doğsa götürmez karanlığımı

yalnız sen varsın beyaz gülüm,
evde bahçede ve sokakta,

bir eylül akşamı gördüğüm ,

o beyaz hayalsin uzakta....

 




Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın....

























    


AŞKIMDAN VAZGEÇME

Taşırım ben hasretin yükünü
Acılarım koynumda sır gibi
Açarım baharda çiçek gibi
Dolarım içine gün gibi

Yeterki sen üzülme
Kendine dert etme
Varsın uzasın yollar
Sen aşkından vazgeçme
Yeterki sen üzülme
Kendine dert etme
Seni bir ömür beklerim
Sen aşkından vazgeçme

Karışır hüzünlenirim sen aldırma
Susar dinlerim yanarım ben aşkınla
Karışır hüzünlenirim sen aldırma
İçimde taşırım sesini hala..


 

BİRİCİĞİM SARI MELEĞİM


Sarı
şın biriciğim esecek misin yüreğime
Sevda denen ufuklara kanatlarında yolculu
ğ
a
Bulutların üzerinde dans edercesine
Ya
şat bana aşkların en güzelini biriciğ
im..!
SARI MELE
Ğİ
M
Sarı
şın biriciğim yağmurlarını yağ
dıracak mısın ?
Yeryüzündeki güzel çiçeklerimi sulayacak mısın ?
Baharla gelip mutlulu
ğu bana yaş
atacak mısın ?
Gül yüzünü gösterip ne
şeme neş
e katacak mısın ? 
B
İRİCİĞİMSİN SARI MELEĞİ
M
Es bebe
ğim es duygu rüzgarınla gir yüreğ
ime
Özlemini hasretini bitir söndür
şu ateş
imi...
Birikmi
ş tüm sevgini içimde yaşat ver aş
kını...
Haydi biricik bebe
ğim sarış
ınım göster kendini
B
İRİCİĞİMSİN SARI MELEĞİ
M
Sana bir beyaz gül sunuyorum koklaman için
Beni özlersin hasret çekersin diye ten kokumu
Sana gönderiyorum tüm heyecanımla a
ş
kımla
Hissedebilir misin sarı civcivim sana olan sevgimi...
B
İRİCİĞİMSİN SARI MELEĞİ
M
Ömrümü yarıladımda seni buldum bebe
ğ
im
Sonbaharı ya
şarken ilk baharım oldun ş
u hayatıma
Baharımı ya
şatıyorsun yüreğ
imde sevgi bahçemde
Nazar de
ğmesin baharımıza mavi boncuk takacağım AŞ
KIMIZA...
B
İRİCİĞİMSİN SARI MELEĞİ
M
Kaderin güzelli
ği işte çıktın karş
ıma
Fırtınalı bir a
şk yaşatacağ
ım sana
Yıllar bizimyollar bizim A
Ş
K biziM...
Seni buldum baharımsın sarı
şın biriciğ
im
SARI MELE
Ğİ
M
Senin güzel gözlerindeki sevdayı gördüm yaa
Yüre
ğindeki sıcacık tutkulu aş
kını hissettim ya
Yüzündeki gülümsemeni gördüm gam yemem ya
Ben senle ikinci baharımı ya
şıyorum biriciğ
im ya
SARI MELE
Ğİ
M
dünyaya meydan okuyorum sevildi
ğ
imi bildikçe
Artık sen varsın yüre
ğ
imdesin sen beni sevdikçe
Yarılacak gökyüzü çatlayacak bizi çekemedikçe
Ne gök nede toprak ayıramayacak biz istemedikçe
B
İRİCİĞİMSİN SARI MELEĞİM…

MİYAVIM BENİM..

  

 

GÖZLERİNDEYİM

Hüzünlerimde
Sen bana geldin...
Acılarıma, dertlerime son verdin..
Buğulu gözlerinle,
Gözlerimde kaldın...
Yüreğimden parça aldın,
Sen yüreğim oldun...
Aşkın kaynağından...
Sevgi deryasına doldun...
Yalnız kalışlarımla
Buğulu sözlerinle
Kimsesizliğim yok oldu seninle
Ben senin sesinde kaldım..
Senden önce; bir garip kuldum
Bilinmeyen bir yoldum.
Buğulu gözlüm.... Gözlerinde kalakaldım..
Buğulu sözlüm...
Sözlerinde sevda buldum..
Ben senle doldum..
Ağladığım zaman
Gözlerimden akan, hasretin damlaları
Yüreğimde sen oldu..
Gönlüm seninle mutlu oldu..
Ben seninle huzur buldum
Seninle mutlu oldum...
Her zerre hücremle seninle doldum..
Gözlerimin nemi hiç bitmedi benim
Olsun;
Sen varken:
Nemli gözlerle çok daha mutluyum
Sen bana Allah'ın emanetisin
Sen yaşantımın hikmetisin
Yaşama sebebim sen
Gönül sarayımın Hükümranı sensin
Ben sendeyim...
Sen, sen
Sen hep benlesin..
Sen Bahçelievler'in
En güzel bahçesinin
Solmayan gülü
Sen seherim nazlı esen yeli
Nar çiçeği şafağımın
Batmayan günüsün..
Lebi'nin adresini bulduğu tek yönüsün...
Sensin,,
Sensin yürekten selam edenim...
Sensin her an; gelip, gidenim..
Gözlerim gözlerinde
Yüreğim o güzel buğulu sözlerinde
Ve... Ve...
Ben hep senin izlerindeyim....

BİRTANEM


Kadınlar, gerçek değerini 'İslam’la bulmuştur

Sadece hanımlar değil aslında “erkek”ler de gerçek kıymetlerini ve şahsiyetlerini İslâm’la bulmuşlardır. Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), gerçek erkekliğin zorbalık, kabalık ve hoyratlıkta değil, nefsine hâkim olmakta, civanmertlikte ve fazilette olduğunu göstermiştir.

Dinimizde, kadın aynen erkek gibi cemiyetin bir parçası olarak kabul edilir, görüşü alınır ve onunla istişare yapılır. Bunun pratikte en güzel örneğini de bizzat Fahr-i Kâinat Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) vermiştir. O ki vahy ile mueyyed Nebiler Sultani (sallallahu aleyhi ve sellem)’dir. Önüne gelen bütün mesele ve problemlerin çözümü doğrudan doğruya Ars-i Azam’dan halledilmiştir. Bununla beraber O, çok defa hanımlarıyla oturur ve bir arkadaş gibi onlarla bazı meselelerin müzakeresini yapardı. Vahiy ile mueyyed olan Allah Resulü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) böyle bir şeye ihtiyacı yoktu; ama O, ümmetine bir şey öğretmek istiyordu: Kadın, o güne kadar olduğundan çok farklı bir yere oturtulacaktı ve iste O, bu önemli vazifeyi bilfiil temsil ediyordu.

İste bir misal. Hudeybiye anlaşması, Müslümanlara çok ağır gelmişti. Öyle ki, kimsede yerinden kımıldayacak mecal kalmamıştı. Bu arada Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisiyle hacca gelenlere, kurbanlarını kesmelerini ve ihramdan çıkmalarını emretmişti. Ancak sahabe, ‘Acaba verilen kararda bir değişiklik olur mu?’ diye, meseleyi ağırdan alıyordu. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem), emrini bir kere daha tekrarladı. Fakat sahabedeki ümitli bekleyiş tavrı değişmedi. Bu, asla Allah Resulü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) karşı bir muhalefet değildi; sadece başka bir alternatifin olup olmadığını öğrenmekti. Zira Kâbe’yi tavaf etmek üzere yola çıkmışlardı. Belki Hudeybiye anlaşmasındaki kabul edilen şartlar tatbik edilmez de anlaşmada bir değişiklik olabilir’ diye bekliyorlardı

İki Cihan Serverı (sallallahu aleyhi ve sellem), sahabedeki bu durumu sezince hemen çadırına girdi. Ve hanimi Ummu Seleme validemizle (radiyallahu anha) istişare etti. Bu ufku geniş annemiz de istişarenin hakkini vermek için fikrini beyan etti ve su mealde sözler söyledi: “Ya Rasulallah! Emrini bir daha tekrar etme. Belki muhalefet eder ve mahvolurlar. Fakat Sen, Kendi kurbanlarını kes ve onlara bir sey demeden ihramdan çık. Onlar verdiğin emrin kesinliğini anlayınca, Sana itaat edeceklerdir.”

Hanımla istişare edilir mi?
Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) de böyle düşünüyordu. Hemen bıçağını eline aldı ve çadırından çıkarak kendine ait kurbanları kesmeye başladı. O daha birkaç kurban kesmişti ki, sahabe de kendi kurbanlarını kesmeye koyuldu. Çünkü artik verilen karardan dönüş olmadığını anlamışlardı. (Buhari, Surût 15) (Bir aile reisi olarak aile hayatında, hanımıyla istişareye yer vermeyen ve İslam’ın kadını esir ettiğini söyleyen talihsizlerin kulakları çınlasın!)

Kadın haklarını müdafaa edenlerin düşüncelerinde bile kadın, hâlâ ikinci dereceden bir varlık olmaktan kurtulmuş değildir. Oysa dinimiz, kadına, bir bütünün yarısı nazarıyla bakmaktadır. Kadın, öyle bir bütünün parçasıdır ki, diğer parçanın ise yaraması için onun mevcudiyeti şarttır. Bu parçalardan her birerleri, diğerinin gerçek değerini bulması bakımından önemli bir esastır. Elverir ki, Rabb’ımızın koyduğu ölçülere riayet edilsin ve denge için yaratılan bir şey dengenin aleyhinde istismar edilmesin... Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), nasıl hareketleriyle kadınlara karşı lütufkâr davranıyordu; sözleriyle de hep bu şekilde davranmayı teşvik ediyordu. Bir hadislerinde şöyle buyururlar: “Mu’minlerin iman bakımından en kusursuzu, ahlâki en güzel olanıdır. Ahlâki en güzel olanınız da, kadınlarınıza en güzel davrananınızdır.” (Ebu Davud, Sunnet 15)

Hadisleri çoğaltabiliriz. Görülüyor ki, kadınlık O’nun nurlu beyanlarıyla, kendi şeref ve haysiyetini garanti altına almış, o güne kadar ayaklar altında çiğnenen, hor ve hakir bir varlık olmaktan kurtulmuş, dünya ve ukba saltanatı kazanmıştır.

Kadınlara güzel davranmayı Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) emretti.


İYİ Kİ VARSIN İÇİÇİMDEKİ MUTLULUĞUN SEBEBİ


HAYATI ANLAMLI KILMAK İÇİN GERÇEKTEN YÜREKTEN SEVMELİ

 

 

 

 

 

AşK BuDuR İşTe..!

 

 

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!